şöyle söyleyeyim
Tophane’deki galerilere 21 Eylül 2010 tarihinde bir dizi saldırı gerçekleştirildi. Tophane’nin yerlilerinden oluşan, 20-30 kişilik grup Galeri Non ve Outlet başta olmak üzere mahalledeki galerileri sırayla dolaşıp camlarını indirdiler ve açılışlarda bulunan bazı sanatçı ve konukları dövdüler.
Yaygın medya olayı ilk etapta tabii ki “Sanat galerisine içki baskısı!” diye vererek “ŞERİAT GELİYOR!” kartını oynamayı tercih etti. Herkes için bireysel özgürlük talep etmektense, yalnızca kendi hayat tarzlarına müdahale edilebileceği korkusu yaşayan bazıları ise “referandumda evet’i basarsanız işte böyle olur” gibi söylemlerle belirdiler. Taşlanan Galeri Non’daki serginin sanatçısı Extramücadele’yi zamanında “Cumhuriyetin üzerine kurulu olduğu temel değerleri, kurnaz gerekçelerin arkasına sığınarak dinamitlemek”le suçlayan Bedri Baykam ise -bu işten kendine iyi rant çıkacağından emin olsa gerek- soluk soluğa gittiği karakolun önünde Madımak Oteli/Sivas Katliamı benzetmesini çat diye patlattı. Oldukça kompleks toplumsal meseleleri hemencecik bu denli basite indirgeyebilmeyi ancak yaşadığı toplumun gerçek sıkıntılarının neler olduğuna bu denli uzak birisi yapabilirdi. Öncelikle saldırıyı gerçekleştirenlerin başka semtlerden toplanıp getirilmiş kişiler olmadıklarının altını çizmek lazım, bu kişilerin hepsi kendini Tophaneli olarak görüyor ve mahallelerinin dönüşüm geçirmesinden oldukça rahatsızlar. Onları en çok rahatsız eden şeyler ise yeni açılan oteller, kafe/restoranlar ve sergi açılışlarında sokakta tüketilen alkolmüş.
Ama iş yine bu kadar basit değil. Şehrin göbeği olan İstiklal Caddesi ve çevresi giderek şekil değiştiriyor, büyük şirketlerin ve iri kazançlar gözetenlerin müdahelesine uğruyor. İstiklal Caddesi’nin kendisi üzerinden başlayan bu değişim, Asmalımescit, Kuledibi gibi ufak mahallelere de yayıldı. Beyoğlu dışındaki değerli bir bölgede bulunan Sulukule’nin yıkımından sonra Beyoğlu’ndaki Tarlabaşı ve Sakızağacı mahalleleri de dönüşüme tabi tutulmak üzere. Tarlabaşı’nda savunmasız Kürt ve travestiler yaşıyor, Sakızağacı ise konutların sık olmadığı bir bölge. Bu mahallelerin başta hükümete kankiliğiyle bilinen Çalık Holding ve diğerlerine paslanması an meselesi. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan bu projelerin gerçekleşmesi için elinden gelen pr çalışmasını yapıyor, Toki Başkanı Cemal Alpat da Tarlabaşı için “terörün, uyuşturucunun, devlete çarpık bakmanın yuvası” demişti.
Tarlabaşı’nın otel ve alışveriş merkezi mahallesine çevrilmesi için gerekli ortam neredeyse hazırken aynı şey Tophane için geçerli değil. Tophane halkı hem dini bakımdan hem de milliyetçilik bakımından oldukça tutucu ve AKP’yi büyük ölçüde destekliyorlar. Tophane’nin bir numaralı sosyalleşme merkezi olan kahve seçim dönemlerinde asılan RTE afiş ve posterleriyle neredeyse iktidar partisinin resmi seçim bürosuna dönüşmüştü. Cezayir sokağında yaşayan Roman vatandaşların tasfiye edilmesi kimse için sorun yaratmadı çünkü onlar zaten sahipsizler sınıfında yer alıyorlardı. Fakat şehrin göbeğinde kalan ve muhteşem Boğaz manzarasıyla büyük patronların ağzını sulandıran Boğazkesen, Kumbaracı Yokuşu gibi sokakların tasfiyesinin gerçekleşmesi aynı kolaylıkta olmayacaktı. Diğer komüniteleri uzaklaştırmak için çok somut bahanelere ihtiyacı olmayan AKP’li belediye başkanının Tophanelileri gönderip Galataport gibi projelere gaz verebilmesi için bir nedene ihtiyacı vardı…
Tophane’de galerilerin açılması Belediye’nin bilgisi dahilinde gerçekleşmişti. Galeriler açılırken resmi odaklarla sorun yaşamadılar. Bölge halkı ise Outlet’ten Azra Tüzünoğlu’nun aktardığı üzere daha ilk günden onlara muhalefet yapmaya başlamışlar. (Ayrıca, XOXO Nisan/2010) Galeriler bölge halkıyla ortak projeler geliştirdiklerini, onlarla iletişim içinde olduklarını söyleseler de bir husumet söz konusuydu. Tophanehaber.com sitesine bakıldığında Tophanelilerin rahatsızlıklarını yüksek sesle belirtmediklerini söylemek mümkün değil. Bu sitede ve olay sonrası verdikleri röportajda Tophaneli halk Belediye yetkilileri ve Polis’e galeri ve otelleri daha önce şikayet ettiklerini söylüyor. Yani yetkililerin mahalledeki huzursuzluktan haberi var. Aynı zamanda 30 kişilik (galericilerin açıklamasına göre 40-50 kişilik) bir grubun sistematik bir şekilde 3-4 galeriye saldırmak için toplanacak olmasını devletin (polis, muhtar gibi yerel yöneticilerin…) bilmemesi de imkansız. Ayrıca geçen hafta Tophane’deki Galeri Rodeo’daki bir açılışa gelip yine tehditlerde bulunmuşlar. Dünkü saldırılar başladığında polisin olaylar büyümeden müdahale etmememiş olduğunu da biliyoruz. Yani olayların tüm aşamalarında Beyoğlu Belediyesi’nin mahallelideki gerginlikten haberdar olduğunu görüyoruz. Ama galerilerin açılmasına izin veren dönüşüm meraklısı Belediye Başkanı ne halk ve galerilerin arasını iyi tutmaya çalışıp, uzlaşma zemini aradı ne de galerilerin tehlike altında olabileceğini öngörüp onlara gerekli koruma sağladı. Aradaki husumetin artmasına göz yumdu ve galerileri adeta grev kırıcı gibi kullandı.
Vahşi saldırı sonrasında hemen bölge halkının geri kafalı olduğu konuşulmaya başlandı. Yani tasfiye operasyonu daha olayın üzerinden bir gün bile geçmeden başlamış oldu. Ahmet Misbah Demircan ve yoldaşları meseleyi gayet iyi kurgulamış yani. (Bu arada kendisinden konuyla ilgili hala bir açıklama gelmemiş olması da bu tezimizi destekliyor.) Görünen o ki ileride bu mahallede ne tutucu halk ne de bağımsız galeriler barınabilecek. Lüks oteller, residencelar ve yerel dokudan kopuk bar/restoranlar bu mahallelerin yeni çehresini oluşturacak. Artan kiralardan dolayı ileride burda barınabilecek yegane sanat galerileri ise büyük holdinglere ait olanlar olacak. O galerilerde ise Extramücadele’ninkiler gibi iktidar odaklarına doğrudan sataşan işlerin yer alma olasılığı oldukça düşük.
Ama oyuna getirilmiş iki taraf için de hala çok geç değil. Tophaneliler eğer kendilerinin yavaş yavaş bölgeden kovulmaya çalışıldığını düşünüyorlarsa, şimdi yaşadıkları o evlerde onlardan önce yurtlarından kış-kış edilmiş Rum, Ermeni ve Yahudilerin yaşadıklarını unutmamalı ve aslında kendilerinin de görece yeni taşınmış oldukları bu mahallenin yeni sakinleriyle daha fazla uyum içinde yaşamanın yollarını/mümküniyetini aramalıdırlar. Şiddet içeren saldırıların onlara yarar değil zarar getireceğinin farkına daha da geç olmadan varmalılar. Galeri sahipleri ise kentsel dönüşüm konusundaki fikirleri bilinen otoritelerin bu tutucu mahallede çağdaş sanat faliyetlerini bu denli rahat bırakmasını sorgulamalı. Adeta Truva Atı gibi kullanılan galerilerin sahipleri aynı zamanda halkla kurduklarını düşündükleri iletişimde eksiklikler olduğunu da kabul edip, yeni iletişim/uzlaşma zeminleri oluşturmaya çalışmalı ve bugünkü basın toplantısında sergilenen empati kurma çabalarını sürdürmeli.
** ben sana’nın Tophane gezileri Koray K. eşliğinde gerçekleşmiştir.